Hafta sonu.
Selenga uyuyordu. Rüyasında bir şey vardı — karışık bir rüya.
Sonra bir koku geldi.
Tereyağı. Ve yumurta.
Gözler açıldı.
Mutfak
Selenga kalktı. Saçları dağınıktı. Gözleri hala yarı açıktı.
Mutfağa yürüdü.
Babası tava tutuyordu. Gömleği üstünde. Terliği ayağında. Saçı dağınıktı — Selenga gibi.
“Baba?”
“Günaydın kuzum. Gel, otur.”
Masa
Masaya baktı.
Peynir. Zeytin. Domates — dilimlenmişti. Ekmek — ince kesilmişti.
Ve ortada portakal suyu. Bardakta. Taze sıkılmış.
“Sen yaptın bunları?”
“Ben yaptım.”
“Ne zaman kalktın?”
“Çok önce. Sen uyurken.”
Selenga masaya oturdu. Hala uykusundan tamamen çıkmamıştı.
“Neden?”
“Çünkü hafta sonları zaman var. Ve seninle yemek yemek istiyorum.”
Domates
Selenga bir dilim domates aldı.
Isırdı.
Soğuktu. Sulu.
“Buzdolabından mı çıkardın?”
“Evet. Soğuk seversin.”
Selenga baktı babasına. “Biliyor muydun?”
“Tabii. Her şeyi biliyorum.”
“Her şeyi mi?”
Babası güldü. “Hepsini değil. Ama önemli şeyleri.”
“Hangileri önemli?”
“Domatesin soğuk olması. Portakal suyunun taze olması. Sabah saçlarının dağınık olması.”
Selenga güldü. “Bu son bir önemli mi?”
“En önemlisi.”
Yavaş Kahvaltı
İkisi yavaşça yedi.
Baba bir şey anlattı. Selenga dinledi.
Selenga bir şey anlattı. Baba dinledi.
Sohbet aktı. Durdu. Tekrar başladı.
Güneş masaya vurdu. Portakal suyu parlıyordu.
Selenga bardağını kaldırdı. Son yudumu içti.
“Baba?”
“Hm?”
“Bu hayatımın en güzel kahvaltısıydı.”
Babası durdu. Bardağını bıraktı.
“Neden?”
“Çünkü seninleydi.”
Velilere Not
Hafta sonu kahvaltısını bir ritüele dönüştürün. Telefon yok, ekran yok — sadece masa, yemek ve sohbet. Çocuklar bu anları büyüdüklerinde en çok hatırlar.
