Bir zamanlar, çok uzak bir diyarda, tüm ağaçları gökkuşağının yedi renginde olan büyülü bir orman vardı. Bu ormanın adı Gökkuşağı Ormanı'ydı.
Bu ormanın en güzel yerinde, kırmızı çiçeklerle dolu bir çiçek tarlası bulunuyordu. Orada yaşayan küçük bir tavşan olan Mina, her sabah uyanıp bu güzel manzarayı seyrederdi.
Bir sabah, Mina penceresindan dışarı baktığında, gökkuşağının tüm renklerinin birleştiği bir ışık gördü. “Acaba bu ışık nereden geliyor?” diye merak etti Mina.
Mina merakını bastıramayıp ormanın içine doğru yürümeye başladı. Yolda, turuncu bir tilkiyle karşılaştı. “Merhaba! Sen de bu ışığı arıyor musun?” diye sordu Mina.
“Evet!” dedi tilki. “Bana da çok ilginç geliyor. Beraber araştıralım mı?”
İkisi birlikte yürüdüler. Biraz sonra, sarı bir arıyla karşılaştılar. “Biz de sizi takip edebilir miyiz?” diye sordu arı.
Sonra yeşil bir kurbağa, mavi bir papağan ve mor bir sincap da onlara katıldı. Hepsi birlikte, gökkuşağı renklerinin peşinden yürüyürlerse yürüdüler.
Ormanın en derin yerinde, harika bir şey gördüler: Bir büyük gökkuşağ ağacı! Ağacın her dalı farklı bir renkte parlıyordu. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, indigo ve mor renkler, ağacın etrafında dans ediyordu.
“Vay canına!” dediler hepsi birlikte.
Bir ses duyuldı: “Hoş geldiniz, arkadaşlar! Ben bu ormanın büyü ağacıyım. Siz hepiniz farklı renklerden geldiniz, ama hepiniz eşit derecede güzelsiniz. Beraber olunca, daha da güzel bir gökkuşağı oluşturuyorsunuz.”
Mina ve arkadaşları, ağacın etrafında dans etmeye başladılar. Renkler onları sarıp sarmalayarak, onları kucakladı.
O günden sonra, Gökkuşağı Ormanı'nda yaşayan tüm hayvanlar, her gün birlikte oynarlar. Çünkü öğrenmişlerdir ki, farklılıklar bizi güzelleştirir ve birlikte olunca, daha büyük bir güzellik yaratılır.
Ve Gökkuşağı Ormanı, her gün daha da renkli ve mutlu bir yer olur.
Son.
